Tam Gün Çalışmaları Tüm Sağlık Çalışanları Katılımlı Basın Açıklaması

BASIN AÇIKLAMASI

18.11.2009 tarihinde bir araya gelen sağlık alanındaki Dernek, Sendika ve Meslek Örgütleri olarak aşağıdaki görüşlerimizi kamuoyu ile paylaşıyoruz.
1-a) H1N1 (Domuz Gribi) salgını nedeni ile kamuoyunda yaşanan panik ve kargaşa ortamını sakinleştirerek ihtiyacı olanlara uygun sağlık hizmetinin ve­rilmesini kolaylaştıracak en önemli insangücü sağlık çalışanlarıdır. Bu neden­le sağlık çalışanları olarak olabildiğince serinkanlı ve bilimsel bilginin rehber­liğinde topluma güven veren bir tutum izlenmesi gerekmektedir. Bütün sağlık çalışanlarının yaklaşımının böyle olacağından endişemiz yoktur.
b) Bugün, daha önceden var olan yönetsel ve sisteme ait olumsuzlukların üze­rine eklenen salgın nedeni ile acil hizmetler tam bir kaos ortamı haline dö­nüşmüş, adeta çalışmak imkansız hale gelmiştir. Salgın yönetimindeki zafiyet­ler ve kamuoyuna verilen hatalı mesajlar nedeni ile grip olan insanlar haklı olarak soluğu acillerde almaktadır. Yaratılan panik nedeni ile bugün Türki­ye’de “en acil hastalık” grip olmuştur. Bu durum diğer birçok acil vakanın hizmete ulaşmasını engeller bir noktaya gelmiş olup, grip vakalarının polikli­niklere yönlendirilmesi tartışma ve gerginliklere yol açmaktadır.
c) Polikliniğe yönlendirilen hastalardan katkı payı istenmesi (birinci basamak­ta 2TL ve diğerlerinde 8 TL) hizmete ulaşmayı engellemekte, vakaların daha da ağırlaşarak başvurusuna zemin oluşturmaktadır.
d) Talebimiz Hükümetin/Sağlık Bakanlığı’nın sürecin yönetiminde davranı­şını gözden geçirmesinin yanı sıra aciller konusunda derhal önlem alması, katkı payı uygulamasını ise hemen sonlandırmasıdır. Salgının seyri aşı tartış­maları ile sınırlandırılmamalıdır. Bu yaklaşım ciddi sonuçlar doğurabilir.
2-Yaşadığımız bu süreçte sağlık çalışanları örgütleri olarak emeğimizin ko­runması ve krizin faturasının bizlere yansıtılmamasını öncelik olarak görüyo­ruz. Bunun sağlanmasının yolunun toplu sözleşmeli bir emek mücadelesi ile sağlanabileceğini mevcut deneyimlerimizden hepimiz biliyoruz. Bu amaçla 25 Kasım 2009 Çarşamba günü toplu sözleşme temel talebi ile yapılacak olan grev etkinliğini bütünüyle meşru bulduğumuzu ve içerisinde yer alacağımızı duyuruyoruz.




Kamu Hastaneleri Birliği Yasa Tasarısına İlişkin Yapılan Basın Açıklaması

BASIN AÇIKLAMASI

HALKI VE SAĞLIK ÇALIŞANLARINI HASTANELERİNE VE HAKLARINA SAHİP ÇIKMAYA ÇAĞIRIYORUZ!

Türkiye’de sağlık hizmetleriyle ilgili beklenti, özellikle işsizliğin, yoksulluğun ulaştığı boyut düşünüldüğünde çok açıktır: Hizmet sunumunun düzeltilmesi, herkes için eşit, ücretsiz, nitelikli ve ulaşılabilir hale getirilmesidir. Bir başka deyişle devletin sosyal sorumluluklarından kaçması değil bütünüyle sağlık, eğitim, sosyal güvenlik başta olmak üzere sosyal bir devlet haline gelmesidir.

Ne yazık ki tam tersine, bugün Türkiye’de sağlık alanının piyasalaştırılması süreci uluslararası ölçekte bir program olarak yürütülüyor. GSS, aile hekimliği pilot uygulaması gibi programın ana bileşenlerinden olan dönüşümlerden sonra sıra Kamu Hastane Birlikleri’ne (KHB) gelmiş bulunuyor.

Kamu Hastane Birlikleri yasa tasarısının halk ve sağlık çalışanları için anlamı nedir?

Hükümet tasarının amacını nasıl sunarsa sunsun Türkiye’nin son 20 yıllık özelleştirme deneyimini bilenler için artık gerçek çok açık ortadadır. Halkın malı olan hastaneler bir kar alanı olarak görüldüğünden özelleştirilecektir. Tasarının 6. maddesinde yazıldığı gibi Birliğin her türlü araç, gereç, malzeme, taşınırları ile tapuda birlik adına kayıtlı..taşınmazları kiralanabilecek, gerektiğinde satılabilecek, devir ve takas işlemleri yapılabilecek, çalışanlar sözleşmeli statüde istihdama yöneltilecek, kısacası halkı üzerinde yük olarak gören bir anlayış tarafından sağlıkta kar elde etmek için ne varsa yapılacaktır.
Özelleştirmenin halk ve çalışanlar açısından ne anlama geldiğini yaşayarak karşı duran en yakın örnek TEKEL işçileri olmuştur. Bir gerçeğin altını çizmekte sonsuz yarar vardır: Hastanelerin özelleştirilmesi TEKEL’e, şeker fabrikalarına, bankalara, otoyollara, eğitime, PTT’ye, havayollarına…benzemez. Kuşkusuz onların da özelleştirilmesi çok olumsuzdur. Ancak insanların acıları, hastalıkları nedeniyle gitmek zorunda oldukları hastanelerin özelleştirilmesi telafisi imkansız sonuçlar doğurur. Amerika örneği parasız, kar getirmeyen yoksul hastaların taksilerle başka hastanelerin önüne bırakıldığı insanlık dışı uygulamalara tanıktır. Parası olmadığı için hastaneye gel(e)meyenler ise trajedinin diğer yüzüdür.

Tasarıyla, bugüne kadar ki özelleştirme tecrübeleri ışığında, çalışanlar için mevcut statünün kaybı ve hakların yok edilerek herkesin “4-C’li” olacağı gizlenememektedir. En fazla taşeron işçinin çalıştığı sağlık alanının bütün çalışanlarının güvencesizleştirilmesi hedeflenmektedir. İstihdam modeli olarak sözleşmeli çalışmaya geçilmesi, yerelleşme ve özerkleştirme ile hastanenin her anlamda bir rant alanı haline getirilmesidir. Bu tasarı ile sağlık çalışanlarına daha uzun süre çalışma dayatılacak, ama aynı zamanda vatandaş da daha fazla katkı-katılım payı, fark ücreti ödeyecektir. İşin özü parasız hizmete ulaşmak bütünüyle olanaksızlaşacak, devlet hastanesi olarak bilinen hastanelerin artık tamamen özel hastanelerden bir farkı kalmayacaktır.

Kamu Hastane Birlikleri yasa tasarısı ile amaçlanan nedir?
Sağlık alanını bir kar alanı olarak gören piyasacı anlayış ilaç ve teknoloji üzerinden önemli bir kazanç elde etmektedir. Dünya ölçeğinde Türkiye son beş yıl içerisinde ilaç pazarı olarak en çok büyüyen ilk beş ülke arasına girmiş ve büyüklük olarak dünyadaki 13. pazar olmuştur. Teknoloji de ise dev tekeller “en yeni teknolojilerin ilk lansmanını Türkiye’ye yaptıklarını” söylemektedirler. Ancak yetmemektedir. Artık büyük sermaye doğrudan hizmet sunumuna da girmek istemektedir ve yıllardır yapılan hazırlıkların bir aşaması olarak “tam gün” yasasından sonra KHB yasa tasarısı da TBMM Genel Kurul gündemine gelmektedir.
Bilindiği gibi Türkiye’de 60 üniversite, 400 kadar da özel ve Sağlık Bakanlığı’na da bağlı yaklaşık 800 hastane bulunuyor. Hastaneler tedavi edici hizmetlerin -birinci basamak dışında- yürütüldüğü yerler olup üretilen tedavi edici sağlık hizmetinin en büyük kısmı Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastanelerdedir. Sağlık Bakanlığı hastanelerinin de piyasada rekabet koşullarında hizmet sunabilmesi için “dönüştürülmesi” gerekmektedir. Bu dönüşüm “yerelleşme, özerkleşme” olarak sunulmaktadır. Bunun bir yalan olduğu bilinmektedir. Ayrıca yerelleşmenin de KHB’nin mevcut yapısıyla hastaneleri yandaşlar için arpalık haline getireceği bellidir. KHB ile devletin üzerinden bir “yük” daha atılmakta, yandaşlar içinse karlarını daha da yükseltme olanakları yaratılmaktadır.

Biz sağlık çalışanlarının temsilcisi örgütler olarak KHB yasa tasarısının doğuracağı olumsuzlukların çok ciddi olacağını düşünüyoruz. Bu dönüşümün sağlık emekçileri kadar hatta daha fazla olarak halkı ilgilendirdiğini ve hizmet almasını olumsuz etkileyeceğini biliyoruz. Bu nedenle bütün topluma “olağanüstü hal” çağrısında bulunuyoruz.
İlk olarak çağrımız sağlık alanındaki bütün örgütlü yapılara: Uzun bir süredir sağlık alanındaki meslek örgütü, sendika ve dernekler olarak bir arada yürüttüğümüz değerlendirme, paylaşma, ortak etkinlik yapma vb. çalışmalarımızın bugüne kadar gelmemiş/gelememiş sağlık alanındaki bütün örgütlere açık olduğunu bu vesileyle bir kez daha hatırlatıyor ve davet ediyoruz.
Biliyoruz ki Türkiye’de haklarımıza yapılan saldırılar bütün toplumu ilgilendirmektedir. Sağlık alanında yaşananlar ve yapılmak istenenler ise tartışmasız olarak böyledir. O nedenle siyasi partilerden, sendika konfederasyonlarına, tek tek sendikalara, hak mücadelesi yürüten bütün örgütlü yapılara kadar KHB yasa tasarısı nedeniyle sağlık alanında yaşananlara dikkat çekmek, birlikte karşı durmak ve halkın yararına düzeltmek için çaba harcamaya çağırıyoruz.

Önümüzdeki günlerde bu çağrı çerçevesinde kamuoyunun bilgilenmesi ve tutum alması için çabalarımızı ortaklaştırarak çalışacağımızı duyuruyoruz..

-Siyasi parti, konfederasyon, emek-meslek örgütleri, hasta hakları dernekleri vb. yapılar ziyaret edilecek.

-Nisan ayı içerisinde belirlenen bölgeler de bilgi veren toplantılar düzenlenecek, toplantı duyuruları kamuoyu ile paylaşılacak.

-5-9 Nisan 2010 tarihlerinde KHB yasa tasarısı ile ilgili hastanelerde ve merkezi yerlerde “referandum” sandıkları kurulacak..

-Sonuçlar kamuoyu ile paylaşılacak.

-Katılımcı örgütlerle tasarının geri çekilmesi için grev tarihi değerlendirilecek ancak yasa tasarısı TBMM Genel Kurulu’na belirlenen tarihten önce geldiği takdirde grev dahil her türlü meşru etkinlik yapılacaktır.

-26 Mayıs 2010 tarihinde KESK, DİSK, TÜRK-İŞ ve Kamu SEN’in aldığı bir günlük grev kararını sağlık alanının talepleri ile ilişkilendirmek için çalışma yürütülecektir.

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ
TÜRK ECZACILARI BİRLİĞİ
TÜRK DİŞHEKİMLERİ BİRLİĞİ
SAĞLIK VE SOSYAL HİZMET EMEKÇİLERİ SENDİKASI
DEVRİMCİ SAĞLIK İŞ SENDİKASI
TÜRK MEDİKAL RADYOTEKNOLOJİ DERNEĞİ
TÜM RADYOLOJİ TEKNİSYENLERİ VE TEKNİKERLERİ DERNEĞİ
TÜRK HEMŞİRELER DERNEĞİ
ÇEVRE VE SAĞLIK DERNEĞİ
SÖZ-SEN

 




Aydın Eğitim Seminerimiz Basında Yer Aldı

Aydın il genelindeki hastanelerin radyoloji bölümü çalışanlarına yönelik “Radyoteknolojide Güncel Yenilikler Sempozyumu” düzenlendi.

Türk Medikal Radyoteknoloji Derneği Aydın İl Temsilcisi Orhan Sarıkaya ev sahipliğinde Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi Konferans Salonu’nda düzenlenen sempozyuma Türk Medikal Radyoteknoloji Derneği Başkanı Nezaket Özgür ve kent genelindeki hastanelerin radyoloji bölümü çalışanları katıldı.

“HAYATTA EN ÖNEMLİ KAYNAK İNSAN”

Açılışta konuşan Türk Medikal Radyoteknoloji Derneği Başkanı Nezaket Özgür, derneğin amacı ve faaliyetlerine ilişkin bilgiler sundu. Özgür, “Hayatta en önemli kaynak insan, en değerli yatırım ise sağlık ve eğitimdir. En değerli kaynağa yani insana, en değerli yatırımını koruma bizlerin görevidir. Dernek olarak eğitimi her alanda desteklemek ve sunmak görevimizdir. Ve bu amaçla; yeni bilimsel metotları sunmak, yeni teknolojileri tanıtmak ve mesleki birlik ve beraberliği pekiştirmek amacıyla düzenlenen eğitim faaliyetine sağladığınız destek için teşekkürler. Derneğimiz ve eğitimlerimiz sizlerin destekleri ile amacına ulaşacaktır” dedi. (EMRAH DİNÇER/HEDEF AJANS)




Sağlık Meslek Örgütleri Şiddete Karşı Toplandı

Türk Medikal Radyoteknoloji Derneğin’in de içinde olduğu Sağlikta Şiddet Çalistayi 17 Saglik Meslek ve Emek Örgütü ile gerceklesmistir.




26 Şubat 2010 Sağlık haftası eylem haftası olacak

Sağlık haftası eylem haftası olacak
Aralarında Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası, Türk Tabipleri Birliği, Devrimci Sağlık-İş Sendikası’nın da bulunduğu sağlık alanında örgütlü örgütler, dün TTB de bir araya gelerek 14 Mart Sağlık Haftası boyunca taleplerini sokaklara taşımak üzere yapacakları eylem ve etkinlikleri basınla paylaştılar.
Aralarında Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası, Türk Tabipleri Birliği, Devrimci Sağlık-İş Sendikası’nın da bulunduğu sağlık alanında örgütlü örgütler, dün TTB de bir araya gelerek 14 Mart Sağlık Haftası boyunca taleplerini sokaklara taşımak üzere yapacakları eylem ve etkinlikleri basınla paylaştılar.
Ortak açıklamayı okuyan Türk Medikal Radyoteknoloji Derneği Genel Başkanı Nezaket Özgür, yürütülen sağlık politikalarına dair endişelerini bugüne dek ifade ettiklerini, ancak çabalarının bunları durdurmaya yetmediğini belirtti. Sağlık çalışanları olarak mesleklerine, özlük haklarına, geleceklerine ve halkın sağlık hakkına sahip çıkmak için yine çaba içerisinde olacaklarını söyleyen Özgür, “Alnımızın teriyle çalışıyor, sadaka istemiyoruz. Eşitlik istiyoruz; insanca çalışmak, insanca yaşamak istiyoruz. İnsan ihaleyle çalıştırılamaz, sağlıkta taşeron olmaz diyoruz” dedi.
Özgür, taşeronlaştırmanın sağlık emekçilerinin çalışma koşullarında ve sağlık hizmetleri sunumunda yarattığı yıkıma son verilmesi, taşeronlaştırmaya son verilmesi, taşeron sağlık işçilerinin kadroya geçirilmesi talebiyle 26 Şubat Cuma günü saat 12.30’da Başbakanlık önünde olacaklarını aktardı.
İL SAĞLIK MÜDÜRLÜKLERİNE YÜRÜNECEK
Özgür, 10 Mart’ta işyerlerinde “Katılım payı kaldırılsın” demek üzere vatandaşlara yönelik bildiriler dağıtarak basın açıklamaları yapacaklarını ifade etti. Özgür, taleplerini şöyle sıraladı: “4-b, 4-c, 4924, vekil ve taşeron adı altında güvencesiz, esnek, kuralsız, angarya çalıştırılmaya son verilmesi; tüm sağlık ve sosyal hizmet çalışanlarının, tek statüde ve güvenceli çalıştırılması; insanca yaşamaya yetecek temel ücret ödenmesi, meslek ve görev tanımlarının yapılması, sağlıklı ve güvenli çalışma ortamının sağlanması, Tam Gün Yasası’nın iptal edilmesi, Kamu Hastane Birlikleri Yasa Tasarısı’nın geri çekilmesi, katkı ve katılım payı gibi ücretlerin kaldırılması, sağlık hakkının güvenceye alınması.”
Özgür, bu taleplerini dile getirmek üzere 12 Mart tarihinde İl sağlık Müdürlükleri önüne yürüyeceklerini söyledi.
Özgür, hükümetin halkı kandıran, sağlık çalışanları ile halkı karşı karşıya getirmeye çalışan tutumuna karşı sağlık örgütlerinin temsilcileriyle 14 Mart günü Sağlık Bakanlığı’na siyah çelenk bırakacaklarını ve tüm illerde sağlık yürüyüşleri düzenleyeceklerini bildirdi.




14 Mart 2010 Siyah Çelenkler İle Protesto edildi.

14 MART 2010 SİYAH ÇELENKLER İLE PROTESTO EDİLDİ. Sağlıkta yaşanan olumsuzlukları ve alehte çıkan yasaları sağlıkta yıkım politikalarını protesto etmek için Hacettepe Üniversitesi önünde toplanan Sağlık Çalışanları Sağlık Bakanlığına yürüyerek siyah çelenk bıraktılar.

 




24 Mart 2010 Kamu Hastaneler Birliği Yasa Tasarısı’na İlişkin Basın Açıklaması

24 MART 2010

BASIN AÇIKLAMASI

HALKI VE SAĞLIK ÇALIŞANLARINI HASTANELERİNE VE HAKLARINA SAHİP ÇIKMAYA ÇAĞIRIYORUZ!

Türkiye’de sağlık hizmetleriyle ilgili beklenti, özellikle işsizliğin, yoksulluğun ulaştığı boyut düşünüldüğünde çok açıktır: Hizmet sunumunun düzeltilmesi, herkes için eşit, ücretsiz, nitelikli ve ulaşılabilir hale getirilmesidir. Bir başka deyişle devletin sosyal sorumluluklarından kaçması değil bütünüyle sağlık, eğitim, sosyal güvenlik başta olmak üzere sosyal bir devlet haline gelmesidir.

Ne yazık ki tam tersine, bugün Türkiye’de sağlık alanının piyasalaştırılması süreci uluslararası ölçekte bir program olarak yürütülüyor. GSS, aile hekimliği pilot uygulaması gibi programın ana bileşenlerinden olan dönüşümlerden sonra sıra Kamu Hastane Birlikleri’ne (KHB) gelmiş bulunuyor.

Kamu Hastane Birlikleri yasa tasarısının halk ve sağlık çalışanları için anlamı nedir?

Hükümet tasarının amacını nasıl sunarsa sunsun Türkiye’nin son 20 yıllık özelleştirme deneyimini bilenler için artık gerçek çok açık ortadadır. Halkın malı olan hastaneler bir kar alanı olarak görüldüğünden özelleştirilecektir. Tasarının 6. maddesinde yazıldığı gibi Birliğin her türlü araç, gereç, malzeme, taşınırları ile tapuda birlik adına kayıtlı..taşınmazları kiralanabilecek, gerektiğinde satılabilecek, devir ve takas işlemleri yapılabilecek, çalışanlar sözleşmeli statüde istihdama yöneltilecek, kısacası halkı üzerinde yük olarak gören bir anlayış tarafından sağlıkta kar elde etmek için ne varsa yapılacaktır.
Özelleştirmenin halk ve çalışanlar açısından ne anlama geldiğini yaşayarak karşı duran en yakın örnek TEKEL işçileri olmuştur. Bir gerçeğin altını çizmekte sonsuz yarar vardır: Hastanelerin özelleştirilmesi TEKEL’e, şeker fabrikalarına, bankalara, otoyollara, eğitime, PTT’ye, havayollarına…benzemez. Kuşkusuz onların da özelleştirilmesi çok olumsuzdur. Ancak insanların acıları, hastalıkları nedeniyle gitmek zorunda oldukları hastanelerin özelleştirilmesi telafisi imkansız sonuçlar doğurur. Amerika örneği parasız, kar getirmeyen yoksul hastaların taksilerle başka hastanelerin önüne bırakıldığı insanlık dışı uygulamalara tanıktır. Parası olmadığı için hastaneye gel(e)meyenler ise trajedinin diğer yüzüdür.

Tasarıyla, bugüne kadar ki özelleştirme tecrübeleri ışığında, çalışanlar için mevcut statünün kaybı ve hakların yok edilerek herkesin “4-C’li” olacağı gizlenememektedir. En fazla taşeron işçinin çalıştığı sağlık alanının bütün çalışanlarının güvencesizleştirilmesi hedeflenmektedir. İstihdam modeli olarak sözleşmeli çalışmaya geçilmesi, yerelleşme ve özerkleştirme ile hastanenin her anlamda bir rant alanı haline getirilmesidir. Bu tasarı ile sağlık çalışanlarına daha uzun süre çalışma dayatılacak, ama aynı zamanda vatandaş da daha fazla katkı-katılım payı, fark ücreti ödeyecektir. İşin özü parasız hizmete ulaşmak bütünüyle olanaksızlaşacak, devlet hastanesi olarak bilinen hastanelerin artık tamamen özel hastanelerden bir farkı kalmayacaktır.

Kamu Hastane Birlikleri yasa tasarısı ile amaçlanan nedir?
Sağlık alanını bir kar alanı olarak gören piyasacı anlayış ilaç ve teknoloji üzerinden önemli bir kazanç elde etmektedir. Dünya ölçeğinde Türkiye son beş yıl içerisinde ilaç pazarı olarak en çok büyüyen ilk beş ülke arasına girmiş ve büyüklük olarak dünyadaki 13. pazar olmuştur. Teknoloji de ise dev tekeller “en yeni teknolojilerin ilk lansmanını Türkiye’ye yaptıklarını” söylemektedirler. Ancak yetmemektedir. Artık büyük sermaye doğrudan hizmet sunumuna da girmek istemektedir ve yıllardır yapılan hazırlıkların bir aşaması olarak “tam gün” yasasından sonra KHB yasa tasarısı da TBMM Genel Kurul gündemine gelmektedir.
Bilindiği gibi Türkiye’de 60 üniversite, 400 kadar da özel ve Sağlık Bakanlığı’na da bağlı yaklaşık 800 hastane bulunuyor. Hastaneler tedavi edici hizmetlerin -birinci basamak dışında- yürütüldüğü yerler olup üretilen tedavi edici sağlık hizmetinin en büyük kısmı Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastanelerdedir. Sağlık Bakanlığı hastanelerinin de piyasada rekabet koşullarında hizmet sunabilmesi için “dönüştürülmesi” gerekmektedir. Bu dönüşüm “yerelleşme, özerkleşme” olarak sunulmaktadır. Bunun bir yalan olduğu bilinmektedir. Ayrıca yerelleşmenin de KHB’nin mevcut yapısıyla hastaneleri yandaşlar için arpalık haline getireceği bellidir. KHB ile devletin üzerinden bir “yük” daha atılmakta, yandaşlar içinse karlarını daha da yükseltme olanakları yaratılmaktadır.

Biz sağlık çalışanlarının temsilcisi örgütler olarak KHB yasa tasarısının doğuracağı olumsuzlukların çok ciddi olacağını düşünüyoruz. Bu dönüşümün sağlık emekçileri kadar hatta daha fazla olarak halkı ilgilendirdiğini ve hizmet almasını olumsuz etkileyeceğini biliyoruz. Bu nedenle bütün topluma “olağanüstü hal” çağrısında bulunuyoruz.
İlk olarak çağrımız sağlık alanındaki bütün örgütlü yapılara: Uzun bir süredir sağlık alanındaki meslek örgütü, sendika ve dernekler olarak bir arada yürüttüğümüz değerlendirme, paylaşma, ortak etkinlik yapma vb. çalışmalarımızın bugüne kadar gelmemiş/gelememiş sağlık alanındaki bütün örgütlere açık olduğunu bu vesileyle bir kez daha hatırlatıyor ve davet ediyoruz.
Biliyoruz ki Türkiye’de haklarımıza yapılan saldırılar bütün toplumu ilgilendirmektedir. Sağlık alanında yaşananlar ve yapılmak istenenler ise tartışmasız olarak böyledir. O nedenle siyasi partilerden, sendika konfederasyonlarına, tek tek sendikalara, hak mücadelesi yürüten bütün örgütlü yapılara kadar KHB yasa tasarısı nedeniyle sağlık alanında yaşananlara dikkat çekmek, birlikte karşı durmak ve halkın yararına düzeltmek için çaba harcamaya çağırıyoruz.

Önümüzdeki günlerde bu çağrı çerçevesinde kamuoyunun bilgilenmesi ve tutum alması için çabalarımızı ortaklaştırarak çalışacağımızı duyuruyoruz..

-Siyasi parti, konfederasyon, emek-meslek örgütleri, hasta hakları dernekleri vb. yapılar ziyaret edilecek.

-Nisan ayı içerisinde belirlenen bölgeler de bilgi veren toplantılar düzenlenecek, toplantı duyuruları kamuoyu ile paylaşılacak.

-5-9 Nisan 2010 tarihlerinde KHB yasa tasarısı ile ilgili hastanelerde ve merkezi yerlerde “referandum” sandıkları kurulacak..

-Sonuçlar kamuoyu ile paylaşılacak.

-Katılımcı örgütlerle tasarının geri çekilmesi için grev tarihi değerlendirilecek ancak yasa tasarısı TBMM Genel Kurulu’na belirlenen tarihten önce geldiği takdirde grev dahil her türlü meşru etkinlik yapılacaktır.

-26 Mayıs 2010 tarihinde KESK, DİSK, TÜRK-İŞ ve Kamu SEN’in aldığı bir günlük grev kararını sağlık alanının talepleri ile ilişkilendirmek için çalışma yürütülecektir.

TÜRK TABİPLERİ BİRLİĞİ
TÜRK ECZACILARI BİRLİĞİ
TÜRK DİŞHEKİMLERİ BİRLİĞİ
SAĞLIK VE SOSYAL HİZMET EMEKÇİLERİ SENDİKASI
DEVRİMCİ SAĞLIK İŞ SENDİKASI
TÜRK MEDİKAL RADYOTEKNOLOJİ DERNEĞİ
TÜM RADYOLOJİ TEKNİSYENLERİ VE TEKNİKERLERİ DERNEĞİ
TÜRK HEMŞİRELER DERNEĞİ
ÇEVRE VE SAĞLIK DERNEĞİ
SÖZ-SEN

 




Bilgisayarlı Tomografi Sistemlerinde Radyasyondan Korunma Ve Performans Testleri Bilgilendirme Semineri

Türk Medikal Radyoteknoloji Derneğinin düzenlediği,Ufuk Üniversitesin ev sahipliği yaptığı ve TAEK yetkililerinin Eğitim vereceği “BİLGİSAYARLI TOMOGRAFİ SİSTEMLERİNDE RADYASYONDAN KORUNMA VE PERFORMANS TESTLERİ BİLGİLENDİRME SEMİNERİ” 24-25 Ocak 2014 Tarihinde ANKARA da yapılacaktır.
Bilgilendirme Semineri uygulamalı olacağından katılımcı sayısı sınırlıdır.
Katılım Ücretsizdir. Katılım Belgesi verilecektir.
Başvuru Kayıtları: tmrtder@hotmail.com adresine yapılacaktır.TAEK




Radyoteknolojide Güncel Yenilikler Sempozyumu – Aydın 7 Aralık 2013

Türk Medikal Radyoteknoloji Derneğinin Düzenlediği , Radyoteknolojide Güncel Yenilikler Sempozyumu AYDIN Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesinde yapıldı. Toplantıya Aydın ve ilçelerinden katılım sağlayan tüm meslektaşlarımıza, eğitimimiz de bilimsel destek sunan PROF DR YELDA OZSUNAR DAYANIR , PROF DR YAKUP YÜREKLİ ,YRD DOÇ DR YASEMİN DURUM, UZM.RAD.DR ÖZÜM TUNÇ YÜREK hocalarımıza,Başta GE HEALHT CARE –OPAKİM, KONİCA MİNOLTA, MES MEDİKAL VE ULTRA GÖRÜNTÜLEME ÇALIŞANLARINA teşekkürler, Türk Medikal Radyoteknoloji Derneği Yönetim Kurulu

 

”]1455110_563858013689432_1103117456_n 1479430_563857337022833_1238362651_n




İl Temsilcileri Toplantısı yapıldı.

5 Ekim 2013  TMRT-DER İl Temsilciler Toplantısı Ankara Üniversitesi Rektörlük Yerleşkesinde yapıldı.